|
|
||
|
GÖSTERME (SAHNELEME) TEKNİĞİ: Anlatıcının/yazarın devre dışı kaldığı, okurun karakterle doğrudan bir araya getirildiği bir anlatım tekniğidir. Gösterme tekniği; diyalog, bir iç konuşma veya bilinç akışı şeklinde olabilir. Örnekteki metinde gösterme tekniği kişilerin karşılıklı konuşmalarıyla (diyalog) verilmiştir. |
- Tebriz'e
bir elçi göndermek istiyoruz. Tarafımızdan sen gider misin, oğlum? - Ben mi? - Evet. - Ne münasebet? - Aradığımız
gibi bir adam bulamıyoruz da... - Ben
şimdiye kadar devlet mansıbına girmedim. - Niçin
girmedin? (Ömer Seyfettin-Pembe İncili Kaftan) |
|
|
Diyalog Tekniği: İki kişinin karşılık
konuşmasıyla sağlanan bir anlatım tekniğidir. |
Niçin beni yalancı çıkardın? dedim. Musluğu sen koparmamıştın. - Ben koparmıştım. - Hayır, sen koparmamıştım. Öbür çocuğun kopardığını ben gözümle gördüm. (Ömer Seyfettin-Ant) |
|
|
İç Konuşma: Kahramanların içsel konuşmalarını
aktarmaya dayanan anlatım tekniğidir. İç konuşma tekniğinde, kahramanın duygu
ve düşünceleri sesli düşünme şeklinde yansıtılır. |
"Yüzü
yanıyordu. Elini yanağına götürdü. Başındaki ağırlık artmıştı. Annem gibi
benim de bir yerime inecek bir gün. Ben dayanamam. Bu kızı doğuracağıma Allah
canımı alsaydı. Gider şimdi onu uyandırır, sıkıştırırım. Uyku sersemliğiyle
her şeyi söyler. Söyletirim. Benim elimden kurtulamaz o. Anasıyım. Hakkımdır.
Sekiz sene ben ona hem analık hem babalık ettim." (Peyami Safa-Yalnızız) |
|
|
Bilinç Akışı: Kişilerin duygu ve
düşüncelerini, her hangi mantıki bir bağ ve gramer kuralı endişesi
taşımaksızın, düzensiz bir şekilde ve çağrışım ilkesi paralelinde doğrudan
doğruya okuyucuya aktarmaktan ibarettir. |
"Yollar kalabalıktı. Baktığı yeri gözlerinden en uzun sakladıkları için en çok Bebek tramvayına kızıyordu. Devetüyü paltolu bir kadın görünce yüreği çarptı; ama o değildi. Şapkalıydı. Kalktı. Kapıya yürürken duvardaki takvimi gördü. 7 Mart Cumartesi yazılıydı. 27"nin yarısı kara yarısı kırmızıydı. Rahatladı. İşte boşuna beklemişti. İnsanların düzeninde bütün ayrıntılar önemliydi. Günlerin adı bile. Bugünün cumartesi olduğunu bilseydi saat birde onu görürdü." (Yusuf Atılgan-Aylak Adam) |
|
|
ANLATMA (TAHKİYE) TEKNİĞİ: Anlatmatekniğinde okuyucu ile eser arasına anlatıcı girer. Okuyucu hemen her şeyi anlatıcı kanalıyla görür ve öğrenir. Okuyucunun dikkati anlatıcı üzerinde yoğunlaşır. Anlatma; kişi tanıtımı, olay anlatımı, özetleme, geriye dönüş, iç çözümleme şeklinde olabilir: |
"Ali nihayet iş bulmuştu. Bir haftadır fabrikaya gidiyordu. Annesi de bu işe çok sevinmişti. Bugün de annesinin seslenmesi üzerine kalktı. Yataktan yemek odasına kucak kucağa geçtiler. Odanın içini kızarmış ekmek kokusu doldurmuştu. Semaver, ne güzel kaynardı. Sabahları Ali'nin bir semaver, bir de fabrikanın önünde bekleyen salep güğümü hoşuna giderdi. Kahvaltısını yaptıktan sonra evden çıkıp duraktaki arkadaşları ile buluştu ve birlikte fabrikaya yürüdüler." (Sait Faik Abasıyanık-Semaver) |
|
|
Özetleme:
Varlığı belirgin şekilde hissedilen anlatıcı olayları,
kişileri veya diğer unsurları özetleyerek anlatır. |
"Ali
Rıza Bey, Babıali yetişmelerinden bir mülkiye memuruydu. Otuz yaşına kadar
Dahiliye kalemlerinden birinde çalışmıştı." (Reşat Nuri Güntekin-Yaprak Dökümü) |
|
|
Geriye Dönüş: Olay örgüsü normal, kendi
zaman akışında devam ederken anlatıcının zaman atlayarak geçmişe yönelmesiyle
oluşan anlatım tekniğidir. Bu teknikle okur bilgilendirir. |
"Emir
Bey'e baktı, yüzü gergin ama solukları düzgün. İki yıl önceki yangının son
yuttuğu evi hatırladı. Aram Usta'nın oturduğu evi. Az yukarda, üç yol
ağzındaydı. Şimdi, arta kalan yığıntıda kuzukulağı, hindiba yetişiyor. Evin
tahta perdeyle sokaktan ayrılmış bahçesinden mimoza ve nisan gülü dalları
sarkardı dışarı. Küçükken, o köşede oyun oynamaktan korkmuştu hep. (Ayla Kutlu) |
|
|
İç Çözümleme: Kişilerin iç dünyalarının, iç yaşantılarının, hakim
anlatıcı ve bakış açısıyla anlatıldığı psikolojik tahlil tekniğidir. |
"Yavaş yavaş merdivenleri indi. Orta kata gelince
müdürün odası gözüne ilişti. Şakir Bey'i bir kere görmek fena olmaz diye
düşündü. Kocası hakkında ondan malumat alabilirdi, hademe ile içeriye haber
gönderdi." |
|
|
PASTİŞ TEKNİĞİ: Yazarın başka bir yazarın ya da edebi türün dil ve anlatım özelliklerini taklit etmesiyle oluşan anlatım tekniğidir. Postmodernist yönelimde kullanılan bir metinler arasılık tekniğidir. |
Binbir Gece
Masalları'nda ve halk hikayelerinde anlatıcı, başkalarından dinlediklerini
aktarır. Bunu yaparken de "rivayet ederler ki, derler ki" gibi
kalıplaşmış ifadeler kullanır. İhsan Oktay Anar'ın "Puslu Kıtalar Atlası" adlı romanında biçim ve anlatım
özellikleri açısından aynı tekniği kullanması bir pastiş örneğidir. |
|
|
PARODİ
TEKNİĞİ: Postmodern romanda daha önce yazılmış bir metnin
içerik yönünden örnek alınmasıdır. Bütüncül ya da kısmen olabilir. |
Nazan
Bekiroğlu'nun Yusuf ile Züleyha adlı
romanı, içerik yönünden divan edebiyatındaki Yusuf ile Züleyha mesnevilerini
örnek aldığından bir parodi örneğidir. |
|
|
İRONİ TEKNİĞİ: Yazarın örnek aldığı bir metnin biçim ve içerik özelliklerini, kurgu tekniklerini alaya almak ya da okuru eğlendirmek amacıyla değiştirip gülünç ve eğlendirici eser ortaya çıkarmasını sağlayan tekniktir. |
"Bu masal çok yeni uydurulmuş bir masal olduğu için pek çok kimse bilmiyor. Masalı yeni duyanlar da onu başkalarına anlatmaya kalktıklarında ellerine yüzlerine bulaştırıyorlar. Birçok yerine de yeni bölümler uyduruyorlar. Bir kez uydurmaya başlayınca ise- şimdi olduğu gibi- uydurdukça uyduruyorlar. (Adalet Ağaoğlu-Sen Ey Kutsal Işık) |
|
|
|
|
|
Anlatım Teknikleri
3.TEMA: HİKÂYE-ŞİİR-GEZİ YAZISI
Hikâye(Öykü): Yaşanmış ya da yaşanabilir olaylar öykü türünün konusunu oluşturur. Hikâyede birbirine sebep-sonuç ilişkisiyle bağlanmış olay örgüsü vardır. Bu örgü, metnin yapı unsurlarıyla somutlaşır ve anlamlı bir bütünlük kazanır.
👉Türk edebiyatında modern hikâye alanında ilk denemeler, Osmanlı Devleti’nin Batı’ya yönelmesinin sonucu 19. yüzyılın ikinci yarısında başlar.
👉İlk telif hikâyeler, Ahmet Mithat Efendi tarafından kaleme alınır. Ahmet Mithat Efendi hikâyelerini Letaif-i Rivayat ve Kıssadan Hisse adlı eserlerinde toplar.
👉Samipaşazade Sezai, Batılı tarzdaki ilk küçük hikâyeleri kaleme alır ve bunları Küçük Şeyler adlı eserinde bir araya getirir.
👉Millî Edebiyat Dönemi hikâyelerinde Anadolu, Türk tarihi, yanlış Batılılaşma gibi konular işlenir. Ömer Seyfettin, Refik Halit Karay, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Halide Edip Adıvar Millî Edebiyat Dönemi hikâye yazarlarındandır.
👉Cumhuriyetin ilanıyla toplum ve kültür hayatında hızlı bir değişim süreci başlar. Bu değişim hikâye türünü de etkiler.
👉Cumhuriyet’in ilk yıllarında hikâyelerde Kurtuluş Savaşı, cumhuriyetle başlayan siyasi ve sosyal değişim, Anadolu coğrafyası ve insanı gibi konular işlenir.
👉1930’lardan sonra hikâyelerde konu çeşitliliği artar. Birey merkezli hikâyeler kaleme alınmaya başlar. Sabahattin Ali, Memduh Şevket Esendal, Sait Faik Abasıyanık bu dönemin ünlü hikâye yazarlarıdır.
👉İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Türkiye’de hızlı sosyoekonomik gelişmeler yaşanır. Hikâyelerde köy ve köylü sorunları, köyden kente göç, sanayileşme ve bunun getirdiği sorunlar, sanayileşme ile birlikte ortaya çıkan işçi sınıfı gibi konular işlenmeye başlar. Bu dönemde Tarık Buğra, Peyami Safa, Orhan Kemal öne çıkan hikâyecilerdendir.
Hikâyenin Yapı Unsurları
Hikâyelerde olay örgüsü, şahıs kadrosu, olayın geçtiği mekân (yer), olayın gerçekleştiği zaman dilimi hikâyenin yapı unsurlarıdır.
1. Olay Örgüsü: Olaylar, günlük yaşamda yaşanabilecek nitelikte gerçek durumlardır. Kurmaca bir metin olan hikâye türünde kurgusal olaylar yer alır. Bu kurgusal olaylar, hikâyede belirli bir düzen içinde sıralanır ve bu sıralanış hikâyenin olay örgüsünü meydana getirir.
2. Şahıs Kadrosu: Şahıs kadrosunu oluşturan karakter ya da karakterler hikâyenin yapı unsurlarındandır. Hikâyedeki olayların merkezinde bulunan kişi, hikâyenin başkarakteridir. Başkarakterin yanında olayların gelişmesinde etkili olan kişi ya da kişilere yardımcı karakter denir. Hikâyede ele alınan karakterler, genellikle hayatlarının belli ve kısa bir anı içinde anlatılır. Hikâye karakterlerinin olay ya da durumla ilgili özellikleri öne çıkarılır.
3. Mekân: Hikâyede olayın geçtiği yerdir. Yazar, hikâyesinde olayların geçeceği mekânı gerçek dünya- dan (ev, konak, iş yeri, çarşı, pazar, tren, vapur, otobüs, uçak, sokak vb.) alabileceği gibi kurmaca bir mekân da kullanabilir. Mekânın olaylar ve karakterlerle doğrudan ilişkisi vardır. Mekân, olayların gelişimini etkiler; kişilerin ruhsal durumlarını ortaya koymaya yardımcı olur.
4. Zaman: Hikâyedeki olaylar, belli zaman diliminde (an, saat, gün, ay, yıl, mevsim vb.) yaşanır. Hikâyede zaman, olaylar üzerinde doğrudan etkilidir. Hikâyenin konusuna ve yapısına göre zaman uzayıp kısalabilir.
Anlatıcı ve Bakış Açısı
Hikâyede yazar, anlatma görevini bir anlatıcıya verir. Bu anlatıcı olay ve durumları okura aktarır. Anlatıcı da tıpkı kişiler, zaman veya mekân gibi yazar tarafından kurgulanmış bir hikâye unsurudur.
Olayların veya durumların anlatıcı tarafından ifade edilişi, bakış açısını oluşturur. Hikâyedeki olayların kimin gözünden ve nasıl anlatılacağına, anlatıcının olayların ne kadarını bilmesi gerektiğine yazar karar verir.
👉Hikâyelerde yazarların kullandığı bakış açıları, üç ana başlık altında toplanır:
1. Hâkim (İlahi) Bakış Açısı: Hâkim bakış açısında anlatıcı olay ve kişilerle ilgili her şeyi görür ve bilir. Kişilerin geçmişlerini, geleceklerini, ruh hâllerini bildiği gibi olayların akışından veya geçmişinden de haberdardır; bilmediği hiçbir şey yoktur. Anlatımda üçüncü tekil-çoğul şahıs eki kullanılır.
👉....Küçük Hasan hiçbir şey düşünmeden ilerliyordu. Ne evde kendisinin dönmesini bekleyen iki küçük kardeşi ne de dört saat uzaktaki nahiye merkezinde hizmetçilik yapan anası bu anda aklında değildi. Ayranını satıp satamayacağını da düşünmüyordu. Kafasında yalnız bir şey vardı: Bu yolu tekrar yürümek, geri dönmek mecburiyeti…
2. Gözlemci (Müşahit) Bakış Açısı: Anlatıcı, olay ve durumlara sınırlı bakma iznine sahiptir; olayların ve durumların tanığı konumundadır. Bu bakış açısında anlatıcı, olayları ve durumları tarafsız bir şekilde aktarır. Kişilerin aklından geçenleri, hissettiklerini; olayların geçmişini ve geleceğini bilemez. Anlatımda üçüncü tekil-çoğul şahıs eki kullanılır.
👉 ...Asansör yerine onunca kata kadar yavaş adımlarla merdivenleri çıktı. Cebini karıştırdı ve anahtarı bulamadığından zile hafifçe bastı. Kısa bir süre sonra annesi korkulu bir yüz ifadesiyle kapıyı açtı. Geç saatlerde olmamıza rağmen uyumamış olan ailesi kapıda onu karşıladı. Babası ona yorgun bir şekilde bakarak hafifçe de kızan ve acıyan ses tonuyla”Neredesin be oğlum? Çok merak ettik seni.” dedi...
3. Kahraman Anlatıcının Bakış Açısı: Yazar, hikâyedeki olayları ve durumları aktarma görevini olayların içinde yer alan bir kişiye verir. Bu anlatıcı, hikâyedeki ayrıntıları kendi bakış açısından görür. Olaylar ve durumlar hakkındaki bilgisi, yaşadığı ve gözlemleyebildiği kadardır. Anlatımda birinci tekil-çoğul şahıs eki kullanılır.
👉...Balkondaki birlikteliğimiz ayrılığı besliyordu kuşkusuz. Susuyorduk. Dalıp gitmeler, birbirimize doğru eriyip akarcasına gülümsemeler, kirpik düşürüp kaş kaldırmalar sözlerden daha anlamlıydı…Çay içmiş miydik o gün, bilmiyorum. Birkaç dakika, saat, gün ya da yıl sonra ben ayağa kalkmıştım...
Hikâye Türleri
1. Olay Hikâyesi: Bu hikâye türünde bir olay anlatılır ve olay; serim, düğüm ve çözüm şeklinde gelişir. Bu hikâye türünün dünya edebiyatındaki ilk örneklerini Maupassant (Mopasan) verdiği için bu hikâye türüne Maupassant tarzı hikâye adı da verilir.
Türk edebiyatında Ömer Seyfettin, Refik Halit Karay, Reşat Nuri Güntekin bu tarz öykünün temsilcileri arasındadır.
2. Durum Hikâyesi: Durum hikâyesinde, olay ön planda değildir; bunun yerini durumlar ve yaşamdan kısa kesitler alır. Bu hikâye türünün dünya edebiyatındaki ilk örneklerini Çehov verdiği için bu hikâye türüne Çehov tarzı hikaye adı da verilir.
Türk edebiyatında Sait Faik Abasıyanık, Memduh Şevket Esendal ve Tarık Buğra bu tarzın önemli temsilcileri arasındadır.
ŞİİR
Konularına Göre Şiir Türleri
Lirik Şiir: Aşk, tabiat, özlem, gurbet, vatan, din, ölüm gibi konularda duyguların dile getirildiği, coşkulu bir anlatımın kullanıldığı şiirlerdir. Adını Eski Yunan’da şairlerin şiirlerini söylerken kullandıkları “lir” adı verilen müzik aletinden almıştır.
Değirmen misali döner başım
Sevda değil bu bir hışım
Gel gör beni darmadağın
Tel tel çözülüp kalmışım.
Yâr yâr
Canımın çekirdeğinde diken
Gözümün bebeğinde sitem var.
Epik Şiir: Savaş ve kahramanlık konularını coşkulu bir anlatımla işleyen şiirlerdir. Destanlar epik şiir türündedir. Epik kelimesi Yunanca destan anlamına gelen “epope” kelimesinden gelmiştir.
Atlarımız aldan, kırdan, yağızdan,
Akıncılar kopmuş, gelmiş Oğuz’dan...
Küçüklü büyüklü hep bir ağızdan,
Evrence söylenir türkümüz bizim.
Satirik Şiir: Kişilerin ve toplumun aksayan yönlerini eleştirel şekilde ele alan şiirlerdir. Kişi, olay ya da durumlar; iğneleyici sözlerle, alaylı ifadelerle eleştirilir.
Dost düşman önümde yürür
Bilmedim asıl dostu
Dostların canıma kastı
Beni dostlarım öldürür.
Didaktik Şiir: Bir düşünceyi aktarmak veya belli bir konuda öğüt, bilgi, ders vermek amacıyla öğretici nitelikte yazılan şiir türüdür. Daha çok dinî, ahlaki, felsefi, sosyal konularda yazılır.
Gönülce düş bir yola,
Bir gönülce kapı aç!
Sen sen ol, verme mola,
Senden kurtul, sana kaç!
Pastoral Şiir: Tabiat güzelliklerini, kır ve çoban hayatını anlatan şiir türüdür. Pastoral kelimesi Latince “çobanlara ilişkin” anlamına gelen “pastoralis” kelimesine dayanmaktadır. Pastoral şiir; süsten uzak, sade bir dille yazılır.
İlkbaharı geldi Anadolu’nun,
Silifke’de çiçek açtı nar şimdi.
Her tarafı yeşillendi Bolu’nun,
Sultandağı benek benek kar şimdi.
Nazım birimi, şiirde anlam bütünlüğünü sağlayan ve şiiri oluşturan en küçük dize topluluğudur.
👉Tek satırdan oluşan nazım birimine dize (mısra),
“Ol mahiler ki derya içredir deryayı bilmezler.” (Hayali)
👉İki dizeden oluşan nazım birimine beyit,
Beni candan usandırdı cefadan yar usanmaz mı
Felekler yandı ahımdan muradum sem'i yanmaz mı (Fuzuli)
👉Dört dizeden oluşan nazım birimine dörtlük,
Anlamaz, bilmezsin sen bizim halkı,
Sevgiyi bulasın, yakına gel ki...
Kalıplar gerçeği göstermez belki
Gönül perdeleri sökülsün de gör. (Abdurrahim Karakoç)
👉Şiiri oluşturan kümeler üç, beş veya beşten fazla dizeden oluşuyorsa bu nazım birimi bent olarak adlandırılır.
Anlat bakır mangal yalnızlığını anlat
Anlat yalnızlığını rüyadan kalma halı
Ayaklara ışık tut vücutlara şarkı kat
Birbirinin içinde iki kardeşin eli
Anlat yalnızlığını rüyadan kalma halı (Sezai Karakoç)
Kafiye (uyak), şiirde dizelerin sonunda tekrarlanan ve ahenk oluşturan heceler veya aynı görevde olmayan ancak benzeşen seslerdir. Benzeyen seslerin sayısına ve kelimelerin anlamına göre türlere ayrılır.
👉Tek ses benzerliğine yarım kafiye,
👉İki ses benzerliğine tam kafiye,
👉Üç veya daha fazla ses benzerliğine zengin kafiye,
👉Yazılışları ve sesleri aynı, anlamları farklı sözcüklerin benzerliğine cinaslı kafiye denir.
NOT: Mısra sonlarındaki ses benzeşmelerinde,
REDİF: Yazılış-Okunuş-Anlam-Görev---AYNI
KAFİYE: Yazılış-Okunuş---AYNI, Anlam-Görev---FARKLI
👉Kafiye önce redif sonra gelir.
--------bana sor-du-lar
--------yolda dur-du-lar
--------suya ver-di-ler
👉 -r'ler tek ses benzerliği olduğu için yarım kafiye
👉 -dular'lar görülen geçmiş zaman ve çoğul şahıs eki (aynı anlam ve görevde oldukları için) redif
1. Yarım Kafiye : Dize sonlarındaki varsa redifler bulunduktan sonra geriye kalan tek ses benzerliğine yarım kafiye denir.
Katar katar olmuş gelir turnalar “gelir turnalar” Redif
Eğrim eğrim ne hoş gelir turnalar “ş” Yarım kafiye
2. Tam Kafiye: Dize sonlarındaki -varsa- redifler bulunduktan sonra geriye kalan iki ses benzerliğine yarım kafiye denir.
Hânedan kişiler hep yoksul olmuş
Düşman kapısında bağlı kul olmuş ul’lar tam kafiye
O nazlı gelinler şimdi dul olmuş olmuş’lar redif
Cemiyet dağılmış, canan kalmamış
3. Zengin Kafiye: Dize sonlarındaki -varsa- redifler bulunduktan sonra geriye kalan üç ve üçten fazla ses benzerliğine yarım kafiye denir.
Nasıl duvarda değişmeksizin durursa resim
Nasıl güzelse Boğaz her saatte, her mevsim sim’ler zengin kafiye
👉Tunç Kafiye: Zengin kafiyenin bir çeşididir.Kafiyeyi oluşturan sözcüklerden biri diğerinin içinde geçiyorsa buna “tunç kafiye” denir.
Her şey akar, su tarih, yıldız, insan ve fikir;
Oluklar çift; birinden nur akar; birinden kir. kir’ler tunç kafiye (zengin kafiye)
4.Cinaslı Kafiye: Yazılışları aynı, anlamları farklı olan sözcüklerle yapılan kafiyeye “cinaslı kafiye” denir.
Niçin kondun a bülbül
Kapımdaki asmaya asmaya’lar cinaslı kafiye
Ben yârimden ayrılmam
Götürseler asmaya
Redif, şiirde uyaktan sonra tekrarlanan yazılışları ve görevleri aynı sözcük ve eklerdir.
Bir gül mahzun durur bahçede
Yaprakları yorgun.
Sen pembe güllerin en pembesi! gun’lar redif
Hasta solgun.
Garibim namıma Kerem diyorlar
Aslı’mı el almış harem diyorlar rem’ler zengin kafiye
Hastayım derdime verem diyorlar diyorlar’lar redif
Maraşlı Şeyhoğlu Satılmış’ım ben
NOT:
Kafiye düzeni(şeması,örgüsü,dizilişi), bir şiirde uyakların sıralanış biçimidir. Kafiye düzeni gösterilirken dize sonlarındaki benzer ses özellikleri aynı harfle gruplanır. Bu gruplandırma sonucunda ortaya çıkan şema kafiye örgüsünü oluşturur.
Beş çeşit kafiye örgüsü vardır:
Düz kafiye (aa, bb, cc / aaaa / aaab),
Çapraz kafiye (abab),
Sarmal kafiye (abba),
Mani tipi kafiye (aaxa),
Örüşük kafiye (aba, bcb, cdc, d...).
👉DÜZ
İftardan önce gittim Atik-Valde semtine (a)
Kaç defa geçtiğim bu sokaklar, bugün yine, (a)
Sessizdiler, Fakat Ramazan maneviyyeti (b)
Bir tatlı intizara çevirmiş sükûneti (b)
O zaman vecd ile bin secde eder —varsa— taşım, (a)
Her cerîhamdan, İlâhi, boşanıp kanlı yaşım, (a)
Fışkırır ruh-ı mücerred gibi yerden na' şım; (a)
O zaman yükselerek Arş'a değer belki başım. (a)
Garibim namıma Kerem diyorlar (a)
Aslı’mı el almış harem diyorlar (a)
Hastayım derdime verem diyorlar (a)
Maraşlı Şeyhoğlu Satılmış’ım ben (b)
👉ÇAPRAZ
Hayran olarak bakarsınız da (a)
Hülyanızı fetheder bu hali (b)
Beş yüz sene sonra karşınızda (a)
İstanbul fethinin hayali (b)
👉SARMAL
İhtiyar, elini bağrına soktu, (a)
Dedi ki: “İstanbul muhasarası (b)
Başlarken aldığım gaza yarası (b)
İçinden çektiğim bu oktu. (a)
👉MANİ
👉ÖRÜŞÜK
Dinle, ne şakrıyor, bak! (d)
Ölçü(Vezin), bir şiirdeki dizelerin hece sayısı veya hecelerin ses değeri bakımından denkliğine dayanan ahenk unsurudur.
👉Hece ölçüsü, şiiri oluşturan dizelerin hece sayısı bakımından eşitliğine dayanır.
👉Aruz ölçüsü ise dizelerdeki hecelerin ses değeri açısından denkliğine dayanır.
👉Bir şiirde bu iki ölçüden herhangi biri kullanılmamışsa o şiir serbest ölçü ile yazılmıştır.
1. Hece Ölçüsü
👉Her dizede eşit derecede hece vardır.
Hece ölçüsünde en çok kullanılan üç kalıp vardır. Yedili, sekizli ve on birli hece kalıpları.
Mani benim ezberim
Kan ağlıyor gözlerim
Ben o yârin yolunu
Ölene dek gözlerim 4+3= 7’li hece ölçüsü vardır.
Geldi geçti ömrüm benim
Şol yel esip geçmiş gibi
Hele bana şöyle geldi
Bir göz açıp yummuş gibi 4+4= 8’li hece ölçüsü ile yazılmıştır.
Rüzgâr eser dallarınız atışır
Kuşlarınız birbiriyle ötüşür
Ören yerler bu bayramda çok üşür
Bülbül niçin yaslı bakışır dağlar 4+4+3= 11’li hece ölçüsü ile yazılmıştır.
Durak, hece ölçüsü kullanılan şiirlerde ahengi artırmak için dizelerin bazı bölümlerinde anlam gereği yapılan duraklamalardır.
👉Hece ölçüsü ile yazılan şiirlerde 4+3, 4+4, 6+5, 4+4+3 gibi duraklar kullanılabilir.
👉Hece ölçüsüyle yazılmış, söylenmiş her şiirde durak bulunmak zorunda değildir.
2. Aruz Ölçüsü:
Hecelerin açık ya da kapalı olmasına göre oluşturulan ölçüye aruz ölçüsü denir.
Açık Hece: Hecenin sonundaki harf ünlü ile bitiyorsa o hece açık hecelidir ve “ . “ ile gösterilir.
*Dize sonlarındaki harf ünsüz dahi olsa açık farz edilir.
Kapalı Hece: Hecenin sonundaki harf ünsüz ise o hece kapalıdır ve “ – “ işareti ile gösterilir.
Bin at lı / a kın lar da / ço cuk lar gi / bi şen dik
Bin at lı / o gün dev gi / bi bir or du / yu yen dik
- - . / . - - . / . - - . / . - -
Mef û lü / me fâ î lü / me fâ î lü / fe û lün
3. Serbest Ölçü:
Hece, aruz gibi herhangi bir ölçüye bağlı kalınmayan ölçüdür. Hecelerin açık veya kapalı olmasına ya da sayılarına bakmaksızın şairin tamamen kendi üslubuna göre yazmasıdır.
👉Serbest ölçü, Türk şiirinde 1940’lardan sonra Orhan Veli Kanık ile yaygınlaşmaya başlamıştır.
GEZİ YAZISI
Yazı; insan yaşamını kayıt altına aldığı gibi insana gördüğünü, duyduğunu ve düşündüğünü de ölümsüzleştirme imkânı sağlar. Yazıyı kullanan insanoğlu gezdiği yeni coğrafyaların ayırt edici özelliklerini ve güzelliklerini kaleme alır.
Yazarlar, gezilerinde gördüklerini kendilerine özgü bir üslupla eserlerinde anlatır. Bu eserlere gezi yazısı denir.
👉İnsanoğlu, doğası gereği görmediği yerleri ve bu yerlerde yaşayan insanları merak eder. İnsanoğlunun yeni yerleri görüp tanıma ihtiyacını gideren, edebî ve tarihî özellik taşıyan metinlere gezi yazısı (seyahatname) adı verilir. Bu eserlerde gezgin (seyyah); gezdiği yerlerin sosyal, kültürel, ekonomik, siyasi özelliklerini anlatır.
👉Gezi yazıları; yolculuğun yapıldığı coğrafyanın o günkü sosyal, ekonomik ve kültürel özelliklerini anlattığı için tarihî ve coğrafi metinlerdir. Bu yazılar; yazarın gezdiği coğrafyanın maddi ve manevi özelliklerini, yaşamın özgün yönlerini içten ve anlaşılır bir dille anlatmasıyla edebî bir özellik taşır.
👉Seydi Ali Reis’in Mir’atü’l-Memalik adlı eseri, Türk edebiyatında ilk seyahatname olarak gösterilmektedir. Türk edebiyatındaki en tanınmış seyahatname, Evliya Çelebi’nin Seyahatname adlı eseridir.
👉Gezi yazılarında okurun ilgisini çekecek bir anlatım tercih edilir. Yazar, gezdiği yerleri anlatırken okuru âdeta o yerlerde yaşatır; yazısını okuru yazının içine çekecek bir üslupla kaleme alır. Gezi yazılarında sadece gezilen yerlerin tarihî, coğrafi ve kültürel özellikleri anlatılmaz; anlatılanlarla okurda bu yerleri gezip görme isteği de uyandırılır.
👉Gezi yazıları belirli bir plan dâhilinde kaleme alınır. Bu plan giriş, gelişme ve sonuç bölümlerinden oluşur.
👉Gezi yazılarında okurun gidip görmediği, bilmediği yerler anlatıldığı gibi okurun yaşadığı yerle ilgili ilginç bilgiler de verilebilir. Yazarın bakış açısı ve gözlem gücü, bir yerde uzun yıllar yaşayanların bile fark etmediği ayrıntıların ortaya çıkmasını sağlar.
👉Anıyla gezi yazısı arasında benzerlikler vardır. Her ikisi de yazarın hayatından izler taşır. Anı ile gezi yazısının farkı, gezi yazısının amacının gezilen yerleri anlatmak olmasıdır. Anıda yazar gezdiği bir yerden bahsetse bile amacı kendi yaşadıklarını, duygu ve düşüncelerini, başkalarıyla olan ilişkilerini anlatmaktır. Anıların yazılma amacı gezilip görülen yerlerin anlatılması değildir.
Kafiye-Redif Çalışması
Mısra sonlarındaki ses benzeşmelerinde,
REDİF: Yazılış-Okunuş-Anlam-Görev---AYNI
KAFİYE: Yazılış-Okunuş---AYNI, Anlam-Görev---FARKLI
-------------bana sor
-------------yolda dur
------------suya ver
------------yap-mış
------------sev-miş
------------bil-miş
----------- rüya gibi-sin
-----------çiçek gibi-sin
-----------yol-lar-a ver-di
-----------gül-ler-e ver-di
-----------sel-ler-e ver-di
------------konak-ta-y-ım
------------okul-da-y-ım
------------çöz-ül-düğ-ü-n-ü gördüm ben
------------üz-ül-düğ-ü-n-ü gördüm ben
------------boz-ul-duğ-u-n-u gördüm ben
Bizim elde
bahar olur, yaz olur
Göller dolu ördek olur, kaz olur
Sevgi arasında yüz bin naz olur
Suçumu bağışla, ben sana kurban
Bu ıslıkla
uzayan, dönen, kıvrılan yollar,
Uykuya varmış gibi görünen yılan yollar
Ben çektiğim
kimler çeker
Gözlerim kanlı yaş döker
Bulanık bulanık akar
Dağlarım seliyim şimdi
Üstümüzden
gelen boran kış gibi
Şahin pençesinde yavru kuş gibi
Seher sabahında rüya düş gibi
Çağırta bağırta aldı dert beni
Yollarda
kalan gözlerimin nurunu yordum,
Kimdir o, nasıldır diye rüzgarlara sordum,
Hulyamı tutan bir büyü var onda diyordum
Sen miydin o
afet ki dedim, bezm-i ezelde
Bir kanlı gül ağzında ve mey kasesi elde,
Bir sofrada içtik, ikimiz aynı emelde,
Karşımda uyanmış gibi bir baktı sarardı.
On atlıya
karar verdim yaşını
Yenice sevdaya salmış başını
El yanında yakar gider kaşını
Tenhalarda gülüşünü sevdiğim.
Ertesi gün
başladı gün doğmadan yolculuk,
Soğuk bir mart sabahı.. Buz tutuyor her soluk
Baygın bir
ihtizaz ile bi-huş akar dere,
Sahillerinde çocuklar uzanmış çemenlere.
Miskin Yunus
biçareyim
Baştan ayağa yareyim
Dost ilinden avareyim
Gel gör beni aşk neyledi
Fikrim bir
hulyaya bazı dalar da
Düşünür, derim ki: “Bu odalarda
Kim bilir kaç kişi oturmuş yatmış.
Kimi solgun,
sarışın; kimi ak, kimi kara;
Kiminin arkasından görünüyor Ankara.
Hey Emre’m
Yunus biçâre
Bulunmaz derdine çâre
Niçin kondun
a bülbül
Kapımdaki asmaya
Ben yârimden vazgeçmem
Götürseler asmaya
Bilmem ki yaz
mı gelmiş
Niçin açmış gül erken
Aklımı kayıp ettim
Nazlı yârim gülerken
Kendin çöz
kendin tara
Değmesin el başına
Ben yârime kavuştum
Darısı el başına
Bağ bana
Bahçe sana bağ bana
Değme zincir kâr etmez
Zülfün teli bağ bana