3.TEMA: HİKÂYE-ŞİİR-GEZİ YAZISI

Hikâye(Öykü): Yaşanmış ya da yaşanabilir olaylar öykü türünün konusunu oluşturur. Hikâyede birbirine sebep-sonuç ilişkisiyle bağlanmış olay örgüsü vardır. Bu örgü, metnin yapı unsurlarıyla somutlaşır ve anlamlı bir bütünlük kazanır.

👉Türk edebiyatında modern hikâye alanında ilk denemeler, Osmanlı Devle­ti’nin Batı’ya yönelmesinin sonucu 19. yüzyılın ikinci yarısında başlar. 

👉İlk telif hikâyeler, Ahmet Mithat Efendi tarafından kaleme alınır. Ahmet Mithat Efendi hikâyelerini Letaif-i Rivayat ve Kıssadan Hisse adlı eserlerinde toplar. 

👉Samipa­şazade Sezai, Batılı tarzdaki ilk küçük hikâyeleri kaleme alır ve bunları Küçük Şeyler adlı eserinde bir araya getirir.

👉Millî Edebiyat Dönemi hikâyelerinde Anadolu, Türk tarihi, yanlış Batılılaşma gibi konular işlenir. Ömer Seyfettin, Refik Halit Karay, Yakup Kadri Karaos­manoğlu, Halide Edip Adıvar Millî Edebiyat Dönemi hikâye yazarlarındandır.

👉Cumhuriyetin ilanıyla toplum ve kültür hayatında hızlı bir değişim süreci başlar. Bu değişim hikâye türünü de etkiler.

👉Cumhuriyet’in ilk yıllarında hikâyelerde Kurtuluş Savaşı, cumhuriyetle başla­yan siyasi ve sosyal değişim, Anadolu coğrafyası ve insanı gibi konular işlenir. 

👉1930’lardan sonra hikâyelerde konu çeşitliliği artar. Birey merkezli hikâyeler kaleme alınmaya başlar. Sabahattin Ali, Memduh Şevket Esendal, Sait Faik Abasıyanık bu dönemin ünlü hikâye yazarlarıdır.

👉İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Türkiye’de hızlı sosyoekonomik gelişmeler yaşanır. Hikâyelerde köy ve köylü sorunları, köyden kente göç, sanayileşme ve bunun getirdiği sorunlar, sanayileşme ile birlikte ortaya çıkan işçi sınıfı gibi konular işlenmeye başlar. Bu dönemde Tarık Buğra, Peyami Safa, Orhan Kemal öne çıkan hikâyecilerdendir.


Hikâyenin Yapı Unsurları

Hikâyelerde olay örgüsü, şahıs kadrosu, olayın geçtiği mekân (yer), olayın gerçekleştiği zaman dilimi hikâyenin yapı unsurlarıdır.

1.  Olay Örgüsü: Olaylar, günlük yaşamda yaşanabilecek nitelikte gerçek durumlardır. Kurmaca bir metin olan hikâye türünde kurgusal olaylar yer alır. Bu kurgusal olaylar, hikâyede belirli bir düzen içinde sıralanır ve bu sıralanış hikâyenin olay örgüsünü meydana getirir.

2. Şahıs Kadrosu: Şahıs kadrosunu oluşturan karakter ya da karakterler hikâyenin yapı unsurlarındandır. Hikâyedeki olayların merkezinde bulunan kişi, hikâyenin başkarakteridir. Başkarakterin yanında olayların gelişmesinde etkili olan kişi ya da kişilere yardımcı karakter denir. Hikâyede ele alınan karakterler, genellikle hayatlarının belli ve kısa bir anı içinde anlatılır. Hikâye karakterlerinin olay ya da durumla ilgili özellikleri öne çıkarılır.

3.  Mekân: Hikâyede olayın geçtiği yerdir. Yazar, hikâyesinde olayların geçeceği mekânı gerçek dünya- dan (ev, konak, iş yeri, çarşı, pazar, tren, vapur, otobüs, uçak, sokak vb.) alabileceği gibi kurmaca bir mekân da kullanabilir. Mekânın olaylar ve karakterlerle doğrudan ilişkisi vardır. Mekân, olayların gelişimini etkiler; kişilerin ruhsal durumlarını ortaya koymaya yardımcı olur.

4.  Zaman: Hikâyedeki olaylar, belli zaman diliminde (an, saat, gün, ay, yıl, mevsim vb.) yaşanır. Hikâyede zaman, olaylar üzerinde doğrudan etkilidir. Hikâyenin konusuna ve yapısına göre zaman uzayıp kısalabilir.


Anlatıcı ve Bakış Açısı

        Hikâyede yazar, anlatma görevini bir anlatıcıya verir. Bu anlatıcı olay ve durumları okura aktarır. Anlatıcı da tıpkı kişiler, zaman veya mekân gibi yazar tarafından kurgulanmış bir hikâye unsurudur.

    Olayların veya durumların anlatıcı tarafından ifade edilişi, bakış açısını oluşturur. Hikâyedeki olayların kimin gözünden ve nasıl anlatılacağına, anlatıcının olayların ne kadarını bilmesi gerektiğine yazar karar verir.

👉Hikâyelerde yazarların kullandığı bakış açıları, üç ana başlık altında toplanır:

1.    Hâkim (İlahi) Bakış Açısı: Hâkim bakış açısında anlatıcı olay ve kişilerle ilgili her şeyi görür ve bilir. Kişilerin geçmişlerini, geleceklerini, ruh hâllerini bildiği gibi olayların akışından veya geçmişinden de haberdardır; bilmediği hiçbir şey yoktur. Anlatımda üçüncü tekil-çoğul şahıs eki kullanılır.

 👉....Küçük Hasan hiçbir şey düşünmeden ilerliyordu. Ne evde kendisinin dönmesini bekleyen iki küçük kardeşi ne de dört saat uzaktaki nahiye merkezinde hizmetçilik yapan anası bu anda aklında değildi. Ayranını satıp satamayacağını da düşünmüyordu. Kafasında yalnız bir şey vardı: Bu yolu tekrar yürümek, geri dönmek mecburiyeti…

2.  Gözlemci (Müşahit) Bakış Açısı: Anlatıcı, olay ve durumlara sınırlı bakma iznine sahiptir; olayların ve durumların tanığı konumundadır. Bu bakış açısında anlatıcı, olayları ve durumları tarafsız bir şekilde aktarır. Kişilerin aklından geçenleri, hissettiklerini; olayların geçmişini ve geleceğini bilemez. Anlatımda üçüncü tekil-çoğul şahıs eki  kullanılır.

 👉 ...Asansör yerine onunca kata kadar yavaş adımlarla merdivenleri çıktı. Cebini karıştırdı ve anahtarı bulamadığından zile hafifçe bastı. Kısa bir süre sonra annesi korkulu bir yüz ifadesiyle kapıyı açtı. Geç saatlerde olmamıza rağmen uyumamış olan ailesi kapıda onu karşıladı. Babası ona yorgun bir şekilde bakarak hafifçe de kızan ve acıyan ses tonuyla”Neredesin be oğlum? Çok merak ettik seni.” dedi...

3.  Kahraman Anlatıcının Bakış Açısı: Yazar, hikâyedeki olayları ve durumları aktarma görevini olayların içinde yer alan bir kişiye verir. Bu anlatıcı, hikâyedeki ayrıntıları kendi bakış açısından görür. Olaylar ve durumlar hakkındaki bilgisi, yaşadığı ve gözlemleyebildiği kadardır. Anlatımda birinci tekil-çoğul şahıs eki kullanılır.

👉...Balkondaki birlikteliğimiz ayrılığı besliyordu kuşkusuz. Susuyorduk. Dalıp gitmeler, birbirimize doğru eriyip akarcasına gülümsemeler, kirpik düşürüp kaş kaldırmalar sözlerden daha anlamlıydı…Çay içmiş miydik o gün, bilmiyorum. Birkaç dakika, saat, gün ya da yıl sonra ben ayağa kalkmıştım...


Hikâye Türleri

1.    Olay Hikâyesi: Bu hikâye türünde bir olay anlatılır ve olay; serim, düğüm ve çözüm şeklinde gelişir. Bu hikâye türünün dünya edebiyatındaki ilk örneklerini Maupassant (Mopasan) verdiği için bu hikâye türüne Maupassant tarzı hikâye adı da verilir. 

Türk edebiyatında Ömer Seyfettin, Refik Halit Karay, Reşat Nuri Güntekin bu tarz öykünün temsilcileri arasındadır.

2.    Durum Hikâyesi: Durum hikâyesinde, olay ön planda değildir; bunun yerini durumlar ve yaşamdan kısa kesitler alır. Bu hikâye türünün dünya edebiyatındaki ilk örneklerini Çehov verdiği için bu hikâye türüne Çehov tarzı hikaye adı da verilir. 

Türk edebiyatında Sait Faik Abasıyanık, Memduh Şevket Esendal ve Tarık Buğra bu tarzın önemli temsilcileri arasındadır.


ŞİİR

Konularına Göre Şiir Türleri

Lirik Şiir: Aşk, tabiat, özlem, gurbet, vatan, din, ölüm gibi konularda duyguların dile getirildiği, coşkulu bir anlatımın kullanıldığı şiirlerdir. Adını Eski Yunan’da şairlerin şiirlerini söylerken kullandıkları “lir” adı verilen müzik aletinden almıştır. 

Değirmen misali döner başım

Sevda değil bu bir hışım

Gel gör beni darmadağın

Tel tel çözülüp kalmışım.

Yâr yâr

Canımın çekirdeğinde diken

Gözümün bebeğinde sitem var.

 

Epik Şiir: Savaş ve kahramanlık konularını coşkulu bir anlatımla işleyen şiirlerdir. Destanlar epik şiir türündedir. Epik kelimesi Yunanca destan anlamına gelen “epope” kelimesinden gelmiştir.

Atlarımız aldan, kırdan, yağızdan,

Akıncılar kopmuş, gelmiş Oğuz’dan...

Küçüklü büyüklü hep bir ağızdan,

Evrence söylenir türkümüz bizim.


Satirik Şiir: Kişilerin ve toplumun aksayan yönlerini eleştirel şekilde ele alan şiirlerdir. Kişi, olay ya da durumlar; iğneleyici sözlerle, alaylı ifadelerle eleştirilir. 

Dost düşman önümde yürür

Bilmedim asıl dostu

Dostların canıma kastı

Beni dostlarım öldürür.

 

Didaktik Şiir: Bir düşünceyi aktarmak veya belli bir konuda öğüt, bilgi, ders vermek amacıyla öğretici nitelikte yazılan şiir türüdür. Daha çok dinî, ahlaki, felsefi, sosyal konularda yazılır. 

Gönülce düş bir yola,

Bir gönülce kapı aç!

Sen sen ol, verme mola,

Senden kurtul, sana kaç!

 

Pastoral Şiir: Tabiat güzelliklerini, kır ve çoban hayatını anlatan şiir türüdür. Pastoral kelimesi Latince “çobanlara ilişkin” anlamına gelen “pastoralis” kelimesine dayanmaktadır. Pastoral şiir; süsten uzak, sade bir dille yazılır.

İlkbaharı geldi Anadolu’nun,

Silifke’de çiçek açtı nar şimdi.

Her tarafı yeşillendi Bolu’nun,

Sultandağı benek benek kar şimdi.


Nazım birimi, şiirde anlam bütünlüğünü sağlayan ve şiiri oluşturan en küçük dize topluluğudur. 

👉Tek satırdan oluşan nazım birimine dize (mısra),

“Ol mahiler ki derya içredir deryayı bilmezler.” (Hayali)


👉İki dizeden oluşan nazım birimine beyit,

Beni candan usandırdı cefadan yar usanmaz mı

Felekler yandı ahımdan muradum sem'i yanmaz mı (Fuzuli)


👉Dört dizeden oluşan nazım birimine dörtlük,

Anlamaz, bilmezsin sen bizim halkı,

Sevgiyi bulasın, yakına gel ki...

Kalıplar gerçeği göstermez belki

Gönül perdeleri sökülsün de gör.  (Abdurrahim Karakoç)


👉Şiiri oluşturan kümeler üç, beş veya beşten fazla dizeden oluşu­yorsa bu nazım birimi bent olarak adlandırılır. 

Anlat bakır mangal yalnızlığını anlat

Anlat yalnızlığını rüyadan kalma halı

Ayaklara ışık tut vücutlara şarkı kat

Birbirinin içinde iki kardeşin eli

Anlat yalnızlığını rüyadan kalma halı  (Sezai Karakoç)


Kafiye (uyak), şiirde dizelerin sonunda tekrarlanan ve ahenk oluşturan heceler veya aynı görevde olmayan ancak benzeşen seslerdir. Benzeyen seslerin sayısına ve kelimelerin anlamına göre türlere ayrılır.

👉Tek ses benzerliğine yarım kafiye,

👉İki ses benzerliğine tam kafiye,

👉Üç veya daha fazla ses benzer­liğine zengin kafiye,

👉Yazılışları ve sesleri aynı, anlamları farklı sözcüklerin benzerliğine cinaslı kafiye denir.


NOT:  Mısra sonlarındaki ses benzeşmelerinde,

REDİF: Yazılış-Okunuş-Anlam-Görev---AYNI

KAFİYE: Yazılış-Okunuş---AYNI, Anlam-Görev---FARKLI

👉Kafiye önce redif sonra gelir.


--------bana sor-du-lar

--------yolda dur-du-lar

--------suya ver-di-ler

👉 -r'ler tek ses benzerliği olduğu için yarım kafiye

👉 -dular'lar görülen geçmiş zaman ve çoğul şahıs eki (aynı anlam ve görevde oldukları için) redif


1. Yarım Kafiye : Dize sonlarındaki varsa redifler bulunduktan sonra geriye kalan tek ses benzerliğine yarım kafiye denir.

Katar katar olmuş gelir turnalar                “gelir turnalar”   Redif

Eğrim eğrim ne hoş gelir turnalar             “ş” Yarım kafiye

 

2. Tam Kafiye: Dize sonlarındaki -varsa- redifler bulunduktan sonra geriye kalan iki ses benzerliğine yarım kafiye denir.

Hânedan kişiler hep  yoksul olmuş

Düşman kapısında bağlı  kul olmuş                        ul’lar  tam kafiye

O nazlı gelinler şimdi  dul olmuş                            olmuş’lar  redif

Cemiyet dağılmış, canan kalmamış

 

3. Zengin Kafiye: Dize sonlarındaki -varsa- redifler bulunduktan sonra geriye kalan üç ve üçten fazla ses benzerliğine yarım kafiye denir. 

Nasıl duvarda değişmeksizin durursa  resim

Nasıl güzelse Boğaz her saatte, her  mevsim              sim’ler zengin kafiye

 

👉Tunç Kafiye: Zengin kafiyenin bir çeşididir.Kafiyeyi oluşturan sözcüklerden biri diğerinin içinde geçiyorsa buna “tunç kafiye” denir. 

Her şey akar, su tarih, yıldız, insan ve  fikir

Oluklar çift; birinden nur akar; birinden  kir.         kir’ler  tunç kafiye  (zengin kafiye)

 

4.Cinaslı Kafiye: Yazılışları aynı, anlamları farklı olan sözcüklerle yapılan kafiyeye “cinaslı kafiye” denir. 

Niçin kondun a bülbül 

Kapımdaki asmaya                                 asmaya’lar  cinaslı kafiye           

Ben yârimden ayrılmam 

Götürseler asmaya


Redif, şiirde uyaktan sonra tekrarlanan yazılışları ve görevleri aynı sözcük ve eklerdir.

Bir gül mahzun durur bahçede

Yaprakları yorgun.

Sen pembe güllerin en pembesi!                         gun’lar redif

Hasta solgun.


Garibim namıma  Kerem diyorlar

Aslı’mı el almış  harem diyorlar                   rem’ler  zengin kafiye              

Hastayım derdime  verem diyorlar               diyorlar’lar  redif

Maraşlı Şeyhoğlu Satılmış’ım ben

 

NOT: 

Kafiye düzeni(şeması,örgüsü,dizilişi), bir şiirde uyakların sıralanış biçimidir. Kafiye düzeni gösterilirken dize sonlarındaki benzer ses özellikleri aynı harfle gruplanır. Bu gruplandırma sonucunda ortaya çıkan şema kafiye ör­güsünü oluşturur.

Beş çeşit kafiye örgüsü vardır:

Düz kafiye (aa, bb, cc / aaaa / aaab),

Çapraz kafiye (abab),

Sarmal kafiye (abba),

Mani tipi kafiye (aaxa),

Örüşük kafiye (aba, bcb, cdc, d...).


👉DÜZ

İftardan önce gittim Atik-Valde semtine  (a)

Kaç defa geçtiğim bu sokaklar, bugün yine, (a)

Sessizdiler, Fakat Ramazan maneviyyeti (b)

Bir tatlı intizara çevirmiş sükûneti (b)


O zaman vecd ile bin secde eder —varsa— taşım, (a)

Her cerîhamdan, İlâhi, boşanıp kanlı yaşım, (a)

Fışkırır ruh-ı mücerred gibi yerden na' şım; (a)

O zaman yükselerek Arş'a değer belki başım. (a)


Garibim namıma  Kerem diyorlar    (a)

Aslı’mı el almış  harem diyorlar        (a)               

Hastayım derdime  verem diyorlar   (a)   

Maraşlı Şeyhoğlu Satılmış’ım ben  (b)


👉ÇAPRAZ

Hayran olarak bakarsınız da (a)

Hülyanızı fetheder bu hali (b)

Beş yüz sene sonra karşınızda (a)

İstanbul fethinin hayali (b)


👉SARMAL

İhtiyar, elini bağrına soktu, (a)

Dedi ki: “İstanbul muhasarası (b)

Başlarken aldığım gaza yarası (b)

İçinden çektiğim bu oktu. (a)


👉MANİ

Sabahın çisesine (a)
Uyandım yar sesine (a)
İsmini yaz sevdiğim (x)
Halının köşesine (a)


👉ÖRÜŞÜK

Bir dereden kopardım (a)
Bu incecik kamışı (b)
Ve bir bıçakla yardım (a)

Pek solgunsa da dışı (b)
Sesinde gizli, berrak (c)
Pınarların akışı: (b)

Dinle, ne şakrıyor, bak! (d)


Ölçü(Vezin), bir şiirdeki dizelerin hece sayısı veya hecelerin ses değeri bakımından denkliğine dayanan ahenk unsurudur.

👉Hece ölçüsü, şiiri oluşturan dizelerin hece sayısı bakımından eşitliğine dayanır.

👉Aruz ölçüsü ise dizelerdeki hecelerin ses değeri açısından denkliğine dayanır.

👉Bir şiirde bu iki ölçüden herhangi biri kullanılmamışsa o şiir serbest ölçü ile yazılmıştır.


 1. Hece Ölçüsü

👉Her dizede eşit derecede hece vardır.

Hece ölçüsünde en çok kullanılan üç kalıp vardır. Yedili, sekizli ve on birli hece kalıpları.

Mani benim ezberim 

Kan ağlıyor gözlerim 

Ben o yârin yolunu 

Ölene dek gözlerim                                           4+3= 7’li hece ölçüsü vardır.

 

Geldi geçti ömrüm benim 

Şol yel esip geçmiş gibi 

Hele bana şöyle geldi 

Bir göz açıp yummuş gibi                                  4+4= 8’li hece ölçüsü ile yazılmıştır.

 

Rüzgâr eser dallarınız atışır 

Kuşlarınız birbiriyle ötüşür 

Ören yerler bu bayramda çok üşür 

Bülbül niçin yaslı bakışır dağlar                        4+4+3= 11’li  hece ölçüsü ile yazılmıştır.

 

Durak, hece ölçüsü kullanılan şiirlerde ahengi artırmak için dizelerin bazı bölümlerinde anlam gere­ği yapılan duraklamalardır.

👉Hece ölçüsü ile yazılan şiirlerde 4+3, 4+4, 6+5, 4+4+3 gibi duraklar kullanılabilir.

👉Hece ölçüsüyle yazılmış, söylenmiş her şiirde durak bulunmak zorunda değildir.


2. Aruz Ölçüsü:

Hecelerin açık ya da kapalı olmasına göre oluşturulan ölçüye aruz ölçüsü denir.

Açık Hece: Hecenin sonundaki harf ünlü ile bitiyorsa o hece açık hecelidir ve “ . “ ile gösterilir.

*Dize sonlarındaki harf ünsüz dahi olsa açık farz edilir.

Kapalı Hece: Hecenin sonundaki harf ünsüz ise o hece kapalıdır ve “ “ işareti ile gösterilir.

Bin at lı / a kın lar da / ço cuk lar gi / bi şen dik 

Bin at lı /  o gün dev gi / bi bir or du / yu yen dik 

-    -   .    /  .  -    -   .      /   .   -   -   .    /  .   -   -

Mef û lü / me fâ î lü / me fâ î lü / fe û lün


 3. Serbest Ölçü:

Hece, aruz gibi herhangi bir ölçüye bağlı kalınmayan ölçüdür. Hecelerin açık veya kapalı olmasına ya da sayılarına bakmaksızın şairin tamamen kendi üslubuna göre yazmasıdır.

👉Serbest ölçü, Türk şiirinde 1940’lardan sonra Orhan Veli Kanık ile yaygınlaşmaya başlamıştır.

Gemiler geçer rüyalarımda
Allı pullu gemiler, damların üzerinden
Ben zavallı
Ben yıllardır denize hasret
Yukarıdaki dizeler serbest tarzda, yani ölçüsüz olarak yazılmıştır.


GEZİ YAZISI

    Yazı; insan yaşamını kayıt altına aldığı gibi insana gördüğünü, duyduğunu ve düşündüğünü de ölümsüzleştirme imkânı sağlar. Yazıyı kullanan insanoğlu gezdiği yeni coğrafyaların ayırt edici özelliklerini ve güzelliklerini kaleme alır.

   Yazarlar, gezilerinde gördüklerini kendilerine özgü bir üslupla eserlerinde anla­tır. Bu eserlere gezi yazısı denir.

👉İnsanoğlu, doğası gereği görmediği yerleri ve bu yerlerde yaşayan insanları merak eder. İnsanoğlunun yeni yerleri görüp tanıma ihtiyacını gideren, edebî ve tarihî özellik taşıyan metinlere gezi yazısı (seyahatname) adı verilir. Bu eserlerde gezgin (seyyah); gezdiği yerlerin sosyal, kültürel, ekonomik, siyasi özelliklerini anlatır.

👉Gezi yazıları; yolculuğun yapıldığı coğrafyanın o günkü sosyal, ekonomik ve kültürel özelliklerini anlattığı için tarihî ve coğrafi metinlerdir. Bu yazılar; yaza­rın gezdiği coğrafyanın maddi ve manevi özelliklerini, yaşamın özgün yönlerini içten ve anlaşılır bir dille anlatmasıyla edebî bir özellik taşır.

👉Seydi Ali Reis’in Mir’atü’l-Memalik adlı eseri, Türk edebiyatında ilk seyahat­name olarak gösterilmektedir. Türk edebiyatındaki en tanınmış seyahatname, Evliya Çelebi’nin Seyahatname adlı eseridir.

👉Gezi yazılarında okurun ilgisini çekecek bir anlatım tercih edilir. Yazar, gezdiği yerleri anlatırken okuru âdeta o yerlerde yaşatır; yazısını okuru yazının içine çekecek bir üslupla kaleme alır. Gezi yazı­larında sadece gezilen yerlerin tarihî, coğrafi ve kültürel özellikleri anlatılmaz; anlatılanlarla okurda bu yerleri gezip görme isteği de uyandırılır.

👉Gezi yazıları belirli bir plan dâhilinde kaleme alınır. Bu plan giriş, gelişme ve sonuç bölümlerinden oluşur.

👉Gezi yazılarında okurun gidip görmediği, bilmediği yerler anlatıldığı gibi okurun yaşadığı yerle ilgili ilginç bilgiler de verilebilir. Yazarın bakış açısı ve gözlem gücü, bir yerde uzun yıllar yaşayanların bile fark etmediği ayrıntıların ortaya çıkmasını sağlar.

👉Anıyla gezi yazısı arasında benzerlikler vardır. Her ikisi de yazarın hayatından izler taşır. Anı ile gezi yazısının farkı, gezi yazısının amacının gezilen yerleri anlatmak olmasıdır. Anıda yazar gezdiği bir yerden bahsetse bile amacı kendi yaşadıklarını, duygu ve düşüncelerini, başkalarıyla olan ilişkilerini anlatmaktır. Anıların yazılma amacı gezilip görülen yerlerin anlatılması değildir.